Ana Sayfa
6/9/2010           Anasayfa | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı

Arama


Gelişmiş Arama

Artık Yetsin Diyoruz...

Okunma  Yazar : Alper Gürkan
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 156
Tarih  Tarih : 11 Şubat 2010 22:34

Yiğitsen uslandır beni;
ey yasakların, kahpeliğin
ve soygunların koruyucusu... *


Bir kısım mağdurlar tarafından haklı olarak oligarşik olmakla suçlanan askeri ve yargısal vesayet; bu ülkenin geçmişini mahvettiği gibi geleceğini de mahvetmek gayretindedir: Elbette maksat “mahv” değildir, lakin “Cumhuriyet” adı altında örgütlenen bir zümrenin kendi gayri meşru iktidarlarının devamı için yaptıkları her eylem bu neticeyi doğurmaktadır.


Şu an derin bir umutsuzluk kaynağı ve hayal kırıklığı olan “Katsayı Eşitsizliği”nin geçmişini bilmeyenler kendilerine şirin görünen ayrımcı zümreyi takdir etmekte ve bu resmi ayrımcılığı tasdiklemektedirler. Peki bu “Katsayı Eşitsizliği” nasıl oldu da türedi; acaba “eşitsizlik,” ebedi önder, yahut milli şef, olmadı ihtilallerin kudretli paşalarından birinin tevhid-i tedrisata bir katkısı ya da rejimin mutlak bir nası mıdır?


Maalesef sadece sonuncusu bize bir cevap verebilir. “Katsayı Eşitsizliği,” bu ülkenin utanç sayfalarından birisi olan ve oligarşinin ayaklarından birisi tarafından “bin yıl süreceği” iddia edilen 28 Şubat sürecinde kudretli paşalarımızın devirdiği sivil iktidar yerine monte edilen “emret komutanımcı” bir başka “sivil(!)” iktidar tarafından ortaya çıkarılmış bir garabetten başka bir şey değildir...


O dönemi hatırlarsak; Org.Çevik Bir'in düzmece senaryolarıyla desteklenen “irtica horladı” hokkabazlığı, bir taraftan gülünesi soytarılıkların bir taraftan ağlanası bir dramın boy verdiği medyada her saniye kendine yer buluyor, başta demokrasi mücahidimiz “Aydın Doğan”ın “ilkeli” gazete ve televizyonları olmak üzere her yerde bize “tehlike”yi hatırlatıyordu.


Neyse ki ne idüğü belirsiz de olsa ve somut hiçbir karşılığı olmasa da varlığını tespit ettikleri “irtica”yı, PKK gibi her gün kan döken bir örgütten daha tehlikeli diye niteleyen kahraman askerlerimiz olaya el koydu da Refah-Yol hükümetini püskürterek Laik Cumhuriyeti kurtardı: Bu sayede “Susurluk Davası”nın “zinde güçler” tarafından ele alındığı, tez elden halledilerek 2 ay gibi bir sürede çözümlendiği, Sabih Kanadoğlu'nun açıkça İbrahim Şahin ve şürekasını kurtardığı iddia edilse de külliyen yalandı...


İstifaya zorlanan Başbakan Erbakan'ın yerine Meclis'te çoğunluğu oluşturan ikinci parti konumundaki Çiller'in yetkiyi alması gerekirken Cumhurbaşkanı Demirel -nedense?- hükümet kurma yetkisini Yılmaz'a verdi: Daha sonra olayla ilgili konuşanlar tarafından Yılmaz'ın, Genel Kurmay ile yaptığı pazarlık iddialarıysa tamamen iftiradan ibaretti...


Yılmaz da koşturarak ülkenin en önemli sorunlarını oluşturuyormuş gibi, “Genel Kurmay'ın görmek istediği Türkiye tablosu” için yapılması gerekenleri yaptı ve hemen 8 yıllık kesintisiz eğitim, Kur'an kursları, başörtüsü yasağı gibi "acil(!)" meseleleri halletti. Halk da kendisine derin saygısını her seçimde göstermektedir bu yüzden...

* * *

Harp Okulları ve askeri okulların ne hikmetse bir türlü içine dahil edilemediği “Tevhid-i Tedrisat Kanunu”nun, İnkılap Tarihi derslerinde anlatıldığı kadar matah bir şey olmadığını fark etmek için çok çabalamak gerekmiyor...


Ya da 8 yıllık kesintisiz eğitim için bu ülkenin hala hazır olmadığını anlamak için...


Veya vatandaşın kendi kutsal kitabını öğretmek için devletin müsaadesine, yaş sınırı kotasına da gerek olmadığını görebilmek için...


Yahut 18 yaşına gelmiş bireylerin başını örtüp örtmemek konusunda bir baskıya maruz kalamayacağını da idrak etmek için...


...beynini tam kapasite kullanmak gerekmiyor.


Fakat görmek gerekiyor ki bir köşede Anayasa Mahkemesi; Meclis'in çıkardığı kanunları “içerik” yönünden tetkik edip iptal edebiliyorsa, bir tarafta Ordu; durmaksızın darbe planları ve “iç tehdit” diye nitelediği vatandaşa karşı harekat planları hazırlıyorsa, bir tarafta Danıştay; bir kaç yıl önce “YÖK'ün kararıdır” dediği bir konuda şimdi sırf imam-hatiplileri mağdur edebilmek için akla, mantığa, vicdana sığmayan bir tutumla katsayıyı eşitsizlik üstüne kuruyorsa; hemen her kesimi mağdur olan bir halkın bu fecaati “oligarşi” diye nitelemesinde bir haksızlık olabilir mi?


* Orhan Kotan'ın "Gururla Bakıyorum Dünyaya" şiirinden...


11 Şubat 2010

Word'e Aktar Word'e Aktar | | Yorum Yaz Yorum Yaz

Bu Yazarın Önceki Yazıları

Son Haberler

Vaner Alkaç Vaner Alkaç
KÜRT-TÜRK ÇATIŞMASI YOK FAŞİST TERÖR VAR
Nilsu Baycan Nilsu Baycan
12 EYLÜL REFERANDUMU VE EMEKÇİ CEPHESİ
Faruk Eroğlu Faruk Eroğlu
ÇEMEN GREVİ VE SORUMLULUĞUMUZ
Oktay Çaparoglu Oktay Çaparoglu
TEKERRÜR EDEN TARİH
Cemil Ertem Cemil Ertem
20. yüzyılın tasfiyesi-2
Alper Gürkan Alper Gürkan
Asimetrik Savaş Cephesinde Değişen Bir Şey Yok!
Nevin Önen Nevin Önen
SİLAHI DA KURŞUNU DA GÜZELLİK OLANLAR...
Umut Ileri Umut Ileri
İŞÇİ SINIFI ÖĞRENİYOR!
Gazi Eke Gazi Eke
Şeyh Bedrettin Ve Thomas Münzer Ayaklanması
Adem Yildiz Adem Yildiz
Gereksiz eleman: SU
Ayhan Bilgen Ayhan Bilgen
"DOGRU YER"?
HAYKIRIS

Anket

12 Eylülde yapılacak referandum da oyunuz ne olacak





Tüm Anketler

© 2005-2007 Yeni Toplum Tüm Haklari Saklidir
RSS Kaynağı | Yazar Girişi

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi