| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| 6/9/2010 Anasayfa | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Arama |
Kürt Sorununu Osmanlı Kurnazlığı Çözemez! Birçok insan aydın demokrat daha doğrusu içtenlikle sorunun çözülmesini isteyen insanlar demokratik, kültürel hatta güvenceye alınmış anayasal haklar biçiminde algılamakta PKK’nın taleplerini. Doğrudur. Bunlar genel anlamdaki talepler. Ve bir günde gerçekleştirilemeyecek talepler. O halde sorun ne? Sorun PKK’yı canlı bir organizma olarak algılayamamakta. Şu anda izlediği politika doğrudur veya yanlıştır. Tartışmamız bu değil. PKK her canlı organizma gibi yaşamını varlığını güvenceye almak istiyor. Refleks gösteriyor. Kürt sorununun geldiği en son noktada sürecin aşılmasının sanıldığı kadar kolay olmayacağı ortaya çıktı. İşin ilginç yanı konuya bir şekilde muhatap olanların nereyse tümü duygusal reaksiyonları ile kaygılarını dillendirmenin ötesinde varılan sonucun nedenleri üzerine kafa yormuyorlar. İlk tepkilerden başlayalım. Habur’dan ve Kandil’den gelenlere yapılan karşılamanın politik anlamını kavrayamadan tepki çıkardılar. Bunlardan milliyetçi kanadın tepkisi ve oluşturulmaya çalışılan refleks anlaşılır bir şeydi. Bu tepki dalga dalga tüm “milliyetçi” duruşları kapsamakta gecikmedi-ki buna kendini sol olarak ifade eden yapılanmalar da dâhil. En ılımlı söylenen AKP’nin mantığı ile “ biz bunu karşı tarafın tepkilerine rağmen bir şekilde atlatacaktık ama DTP de bize yardımcı olmadı muhalefete malzeme verdi” biçimindeydi. Akıllıca görünen bu tepki PKK’nın içinde bulunduğu pozisyonu anlamamış demektir. PKK çok uzun bir zamandır askeri üstünlüğü kaybetmiştir. Ama gerilla savaşının karakterinden olarak devlet de kesin askeri sonuca ulaşamamaktadır. Diğer bir deyişle gerilla savaşı bir anlamda migren gibidir. Sizi öldürmez. Zamana zaman sıklaşan ağrılarla yaşamınızı zorlaştırır ve kalitesini düşürür. Bazen çevre koşulları ve diğer etkenler nedeniyle ağrısız sızısız günler geçirebilirsiniz. Ama bu tekrar “migreninizin” tutmayacağı anlamına gelmez. PKK’nın zaten uzunca bir süredir ideolojik sıkışıklık yaşıyordu. Buna askeri sıkışık da eklenince zor bir süreçten geçtiklerini söyleyebiliriz. Bu da yetmezmiş gibi gelişen ekonomik kriz Türkiye’nin rolünü bölgede geliştirince uluslar arası aktörlerin önemli desteğini de kaybetme durumuyla karşılaştı. Bir diğer deyişle Türkiye ile problemleri ve hesapları olan güçler küresel sermayenin bu bölgede ki istikrara çok ihtiyaçları olması nedeniyle “konu” ile diledikleri gibi oynayamaz hale geldiler. Bu gelişmeler askeri ve politik atakların- Türkiye tarafından- etkisini de artıran sonuçlar yaratması elbette kaçınılmazdı. Bir de ABD’nin örgütün üç üst düzey yöneticisini “uyuşturucu kaçakçısı” ilan etmesi ve ABD’deki mal varlıklarına el konulması kararı örgütü fiziksel tasfiye ile yüz yüze getirdi. ABD’nin aldığı bu kararın yaygınlaşması ihtimali ise örgüt için çok ciddi finansal problem demekti. Tam bu sürece denk gelecek biçimde Türk devletinin kendi iradesini de aşan uluslar arası talepler nedeniyle adına “demokratikleşme süreci” “Kürt açılımı” denen süreç başladı. Bunu baştan reddetmek politik olarak neredeyse olanaksızdı. Hemen bu noktada duralım biraz ve bu süreç öncesi PKK’nın sivil örgütlerine ve politikacılarına yönelik operasyonları anımsayalım. Bir şekilde örgütün sivil kanadı bu süreçten önce -üstelik neredeyse tamamı silahlı mücadele aksiyonunun dışında olan kesim- ciddi bir tutuklanma operasyonları ile yüzleştiler. Bunun diğer anlamı örgüt fiziki olarak silah bıraktırılırken sivil kanadı ta ya tasfiye edilecek ya da hareketsiz hale getirilecekti. Devlet planını bunun üzerine kurmuştu. PKK’nın bunu görmediğini söylemek saflık olur. Ama aynı zamanda devletin “barış” eli de uluslar arası kamuoyunun gözü önünde geri çevrilemezdi. Ve çevirmediler. Dönüş “provasını” tam anlamıyla bir zafer şölenine çevirerek devletin sinirlerini yokladılar. Devlet de tam bir birlikle bu projenin arkasında olmadığı için kısa sürede “sinir siteminde” arızalar çıktı. Bu arızalar yankısını sivil tepkilerde gösterdi. Bir anlamda AKP ağırlıklı proje geri tepti ve “gelişler” durduruldu. Bu süreçte birçok “demokrat”ın da DTP’nin durumu abartılı bir şekilde kullanarak süreci provoke ettiği düşüncesinde olduğunu söylemek gerekir. “Demokrat” olmak politikayı okuyamamak anlamına gelmez. Ve hemen dikkat edin Öcalan’ın hücresindeki daralma gerekçe gösterilerek geliştirilen protestolar DTP’nin dolayısı ile Kürt muhalefetinin yumuşamak diye bir politik planlarının olmadığını gösteriyor. Yine Öcalan’ın sürekli adres olarak gösterilmesi bu aşamada olması imkânsızı zorlamak anlamındaydı. Bunlar da yetmedi. Erdoğan’ın tam ABD ziyareti sırasında hiç ilgisi olmayan bir yerde 7 asker ile ABD başkanına dek mesajlarını ulaştırdılar.(buraya hemen bir ara not koymalıyım.7 asker olayının görüşme öncesine denk gelmesini bir çok yazar ABD’nin Afganistan istekleri için bir baskı aracı olarak kullanıldığı görüşünü dillendiriyorlar ki yanlış sayılmaz. Problem sahipleri ile çözülemezse kimse önüne gelen böyle bir sıkıntıyı “ilkesel” olarak kullanmaktan geri durmaz. ABD’nin bu konuda çifte Standard kullanmakta ustalaştığını da anımsamak gerek.) Ki bu aynı zamanda DTP’nin kapatılması istemiyle açılan davanın görüşüleceği günlere denk gelmesi de ayrı bir “tesadüf”. Peki PKK bu sertlik politikası ile ne istemektedir? Öcalan’ı sembol haline getirmek aynı zamanda örgüt üst düzey yöneticilerinin de güvencesidir. Yoksa asıl sorun Öcalan’a bağlılık falan da değildir. Yıllardır savaşın içindeki bir örgüte silah bırak diyeceksiniz ve “suça” karışmamış olanları affedip diğerlerini sürgüne göndereceksiniz. Bunun kabul edilemez olduğu apaçık ortadadır. Silah bırakıp ellerindeki en önemli aracı terk edip Türk devlet politikasına kendinizi teslim edeceksiniz. Çocukları bile inandıramayacağınız bu teklifle “Osmanlıda oyun bitmez” geleneğinden gelen bir devletin “şevkatlı” kollarına kendinizi teslim edeceksiniz. Olmazdı böyle bir şey ve olmadı da. Peki, şimdi ne olacak? Kartlar yeniden açılacak. Şark kurnazlığının tek taraflı olmadığını da devlet de görecek. Savaşı durdurmak istiyorlarsa savaşan tarafla asıl müzakereler götürülmelidir. Garibim DTP’lileri arada hırpalamanın bir anlamı yoktur. Vaner Alkaç
Word'e Aktar |
| Yorum Yaz
Bu habere toplam 3 yorum yazılmıştır. vaner Alkaç
[ 31 Ocak 2010 00:53 ]
Selam Kadir
Kadir Canbek
[ 30 Ocak 2010 12:24 ]
Alper Gürkan
[ 19 Aralık 2009 12:51 ]
Özellikle son kısımda yaptığın çözümlemelere katılmamak mümkün değil: Düşük yoğunluklu ya da asimetrik bir savaşı tek taraflı olarak çözüvermek ancak çocuksu bir kuru hayal, realitede hiçbir manası ve ehemmiyeti olmayan bir faraziye.
Yorumların tamamını okumak için tıklayın. |
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
© 2005-2007 Yeni Toplum Tüm Haklari Saklidir Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||