"Kapimizin Önü"
Neredeyse tüm ilericiler “sol”un daginik olmasindan sikâyetçidirler. Kisacasi herkeste “derlenip toparlanir miyiz?” da takilan bir istegi görebiliriz. Bunu anliyoruz. Ama isin ilginç yani “toparli” görünenlere de bir güvensizlik tüm alanlardaki çalismalarda görülmekte.Partileri geçiyorum.Sendikalar tarihinin en güdük dönemini yasiyor. Demokratik Kitle Örgütleri diye adlandiracagimiz tüm yapilar son derce ciddi küçülmelere yasanmakta. Artik hiçbir sekilde sisteme muhalefet degil sistem içindeki “klik”lerin birbirine muhalefeti tartisma gündemimizde ve birkaç ciliz sesin disinda kitleler politik yönlenmelerini bu sistem kanatlari arasindaki tartismaya göre belirliyor.Tarih sahnesine 80 yillik süreçten dersler almis ve önemli birikimlere sahip olarak en aktif sekilde çikmamiz gereken bir dönemde tarih sahnesi disina itiliyoruz. Oyuncu olmaya degil bilinçli bir seyirci olma durumunun ötesine geçemiyoruz.
Kendimizde duydugumuz bu öfkeyi daha yüksek perdeden ve daha sert biçimde dile getirmemiz mümkün. Ve bence hak da ediyoruz.
Bu sikâyetlere kendi kendimizi tokatlamaya devam edebilir ve birçok insanin duygusuna tercüman olabiliriz. Ama bizim derdimiz hakli bir noktadan da çiksak duygu sömürüsü yapmak degil. Kendi kapimizin önünü temizlemeye baslayarak eski aliskanliklari kiracak alternatifler üretmek.
Iste Yeni Toplum çalisma atölyesi “kapi önü temizlemenin” adidir.
Bir tespitten yola çiktik:“Demokratik Kitle örgütleri” kitlelerinin ihtiyaçlarini yasam karsisinda örgütleyememektedirler. Bireyi veya üyelerini toplantilardan toplantilara veya sendikal çalismalarda görmektedirler. Ki bu da siradan “üye”nin neredeyse hiç katilmamasi anlamina gelmektedir.Sendikalar veya diger kuruluslarin önemli bir kesimi “ekonomik” veya “politik” hedefler göstermekle yetinmekteler ve görev çizgilerini bu noktada belirlemislerdir. Bu eski bir anlayistir. Demokratik kesimin farkli yapilarda inanilmaz kitlesellestigi dönemlerde “sorunlar” sadece kiskirtilmistir. Ve asil çözüm hep “devrim” sonrasina veya iktidar sonrasina ertelenmistir. Yillarca yogun bir gençlik potansiyeline sahip olanlar bir tane yurt açmamistir. “Kadin” sorunu diye düzinelerce makale yazip ahkâm kesenler bir tek siginma evi açmamistir. Onlarca tutuklu arkadaslarimizin ailelerine ve çocuklarina ne ekonomik ne de sosyal katki konmustur. Yapilanlar ise sadece bazi arkadaslarimizin bireysel çabalari ile sinirli bir biçimde gerçeklesmistir.
Yine hemen sikâyete basladik degil mi?
Bunlari “sikâyet” olarak degil özelestiri olarak da algilayabilirsiniz. Çünkü o “geçmis”in bizler de parçasiydik.
Peki, ne yapalim ve nasil yapalim?
Kimsenin politik hedefleri ile ilgili bir tartismayi buraya tasimayacagiz. Bu çalismanin hedefi degil.
Aslina bakarsaniz önümüzde çok basarili bir çalisma örnegi de var bu topraklarda. Neredeyse tüm arkadaslarin içerigine muhalif olsalar da kabul ettikleri bir gerçekliktir “Islamci” kesimin örgütlenme ve çalisma modeli.
Isi yokusa sürmüyoruz. Inanç kismini geçelim. Geçmiste bizlerinde yasamlarini gözlerini kirpmadan veren inançli insanlarimizin oldugundan söz etmeye bile gerek yok. Islamci kesimin örgütlenme anlayisinin temeli düsünsel bagla ekonomik iliskilerin birbirini destekler biçimde sürdürülmesidir.
Elbette Islamcilarin sistemin özü ile bir çeliskisinin olmadigi bu anlamda da göz yumuldugu hatta desteklendigi söylenebilinir. Ki böyledir de. Ama sistemin göz yumdugu birçok örgütlenme bunlar kadar basarili da olamamistir.
Bu örnek bizim birebir kopya edebilecegimiz bir çalisma degil. Ama ciddi veriler tasiyor içinde.
Nereden ve nasil baslamaliyiz sorusu bir sonraki yazinin konusu olacak. Bir seye dikkatini çekmek istiyorum okuyucunun. Bir örgütlenme modeli tartismiyoruz. Böyle bir idamiz yok. Asil derdimiz var olan örgütlenmelerin sosyal ve insani ayagini olusturarak dernek-sendika-parti odalarindan yasamin içinde iliskilenmeyi hedefliyoruz. Buradan yeni bir anlayis çikar mi sorusu da sürecin belki de gelecek kusaklarin isi. Ama ayagimizi yere basmanin zamani geldi.
Eger bu “yere” basmanin temelini atabilirsek üzerimiz düsenin önemli bir bölümün tamamlamis sayabiliriz kendimizi. Sevgi ile. Vaner Alkaç- 20 Aralik- Persembe