|
|
Amaç, Kürtleri AKP'lileştirmek
Aslında AKP, Kürt açılımıyla, Kürtleri AKP'lileştirmeyi kastediyor. Kürtlere bazı rahatlamalar sağlayıp onları AKP kanalıyla sisteme entegre etmeye çalışıyor...
Kategori |
: Medya Izleme |
Yorum Sayısı |
: 1 |
Okunma |
: 123 |
Tarih |
: 01 Şubat 2010 19:52 |
Neşe Düzel'in Prof.Mustafa Erdoğan ile yaptığı ve Taraf gazetesinde 1 Şubat 2010'da yayımlanan mülakatından bazı dikkat çeken hususlar...
NEŞE DÜZEL: Başbakan’ın “Bize gaz vermeyin” demesinden sonra, siz bir yazı yazarak AKP yönetiminde bir kafa karışıklığı olduğunu söylediniz. Ne tür bir kafa karışıklığı var AKP yönetiminde?
MUSTAFA ERDOĞAN: AKP’de hep öyle bir kafa karışıklığı var. AKP önce, bir sorunun üzerine kararlı bir biçimde gidecekmiş gibi yapıyor. Sonra bir bakıyorsunuz, ya geri adım atıyor ya da “Canım beni fazla dolduruşa getirmeyin” diyerek o sorunla ilgili bir bocalama dönemine giriyor. Oysa AKP’nin yapmak istediği bazı temel işler vardı.
Neydi o temel işler?
Mesela... Türkiye’de daha demokratik bir yönetime geçilmesi, Kürt ve Alevi meselelerinin çözümü, Avrupa Birliği’yle uyumun sağlanması, bunun için mevcut askerî vesayet rejiminin tasfiye edilmesi, Silahlı Kuvvetler’in sivil idare tarafından denetlenmesi yönünde bir niyet beyanı vardı AKP yönetiminde. Ama şimdi öyle anlaşılıyor ki, AKP yönetimi bu konuda net değil. AKP, meselelerin büyüklüğü karşısında bocalıyor ve Silahlı Kuvvetler’le ilgili konularda sürekli geri adım atıyor. Ve kendisini eleştirenleri de, “Siz bizim kurumlarla aramızı mı açmaya çalışıyorsunuz” tarzında bir tarizde bulunuyor.
Neden AKP demokratikleşmeyi sağlayamıyor?
Bunları söylerken, bu tesbitleri yaparken AKP’ye de haksızlık yapmamaya çalışıyorum. Çünkü AKP bu ülkede demokratikleşme için en çok çaba harcayan siyasi parti ama... Demokrasi, AKP’nin hedeflerinden biri olsa da, diğer partiler gibi o da, demokrasiyi kendi başına bir değer olarak ele almıyor. Zaten Türkiye’de hiçbir siyasi parti demokrasiyi kendi başına bir değer olarak görmüyor. Demokrasiye böyle araçsal yaklaşılınca, demokratikleşme konusunda bir kararlılık gösterilmiyor ve ortaya bir irade zaafı çıkıyor tabii. Ayrıca Türkiye’deki sistem de siyasi partilerin ‘değişim iradesini’ kırıyor.
Sistem bunu nasıl beceriyor?
Sistem, büyük davalar gütmekten vazgeçen partinin önüne müthiş bir kadrolaşma ve rant dağıtma mekanizması koyuyor. zaten bu ülkede siyaset, neredeyse zenginleşmenin birinci aracı oluyor. İktidara gelen her parti kendi zenginini yaratıyor. Böylece siyasi partiler, ülkeyi demokratikleştirmek, askerî vesayeti kaldırmak, Kürt meselesini çözmek için riskler almak yerine, taraftarlarına, tabanına, kadrolarına devletin imkânlarını dağıtıyor ve hiç risk almadan, başını derde sokmadan durumu idare ediyor. AKP de işte zaman zaman böyle düşünüyormuş ve bu yöne evrilirmiş gibi bir izlenim veriyor. Nitekim AKP de kamu kesiminde epeyce kadrolaştı ve epeyce AKP zenginleri oluştu.
AKP genel bir demokratikleşme adımı olarak Kürt açılımı başlatmıştı ama bu iş durdu. Kürt açılımındaki tıkanma hakkında ne düşünüyorsunuz?
AKP askerî vesayet sorununda olduğu gibi Kürt meselesinde de bocalıyor. Oysa başlangıçta herkeste ‘kimlik meselesi nihayet ciddiye alınıyor. Kürt sorununu sadece güvenlik boyutunda görmeyen bir yaklaşım artık hâkim olacak ve anayasa değişikliği de yapılacak’ beklentisi yaratmıştı. Fakat işin arkası gelmedi, sürecin adı başta Kürt açılımıyken değiştirildi, diğer açılımlar da sürece katılarak, Kürt meselesi temel mesele olmaktan çıkarıldı ve bir kenara itildi. AKP’nin Kürt meselesinde bir handikabı daha var.
Nedir handikabı?
AKP Kürt meselesini, işin rantını, başta Kürt siyasi hareketi olmak üzere başka siyasi partilerle paylaşmadan hale yola koymak istiyor.
AKP’nin stratejisi bu idiyse, Kürt açılımını niye başlattı sizce?
Onun kastettiği açılımla demokratların kastettiği açılım aynı şey değil. AKP, Kürt açılımıyla Kürtleri AKP’lileştirmeyi kastediyor. Kürtlere bazı rahatlamalar sağlayarak onları AKP kanalıyla sisteme entegre etmeye çalışıyor. AKP’nin Kürt meselesine yaklaşımında ikinci çıkmazı da Türkiye’deki statüko!
Biraz daha net söyler misiniz?
Kürtlerin talebi, özünde kimlik talebidir. Bu kimlik talebi de, dildir, kültürel haklardır ve kısmen özerkliktir. Bunlar da anayasa değişikliği gerektirir. AKP’nin muhafazakâr ve kısmen de milliyetçi olan tabanının önemli bir kısmı Kürt kimliğini tanıyan bir çözüme hazır değil. AKP’nin tabanından daha da önemlisi, başta Silahlı Kuvvetler olmak üzere statüko buna hiç hazır değil. AKP’nin kendi bürokrasisi dahil, ülkedeki idari zihniyet Kürt açılımına var gücüyle direniyor.
Kürt açılımının PKK’lıları demokratikleşme yoluyla dağdan indirip sivil hayata entegre etmek yerine, bu açılımın PKK’yı tasfiyeye dönüştüğü yönünde eleştirilerin giderek artması bu yüzden mi?
Bunda doğruluk payı büyük. Hükümetin devletle uyumlu olarak yapmak istediği büyük ölçüde budur. Yani, esas itibarıyla, PKK’yı tasfiye etmektir. PKK’nın uzantısı gibi görünen siyasi hareketi de Kürtlerin temsilcisi konumundan uzaklaştırmak ve AKP kanalıyla Kürtleri devlete entegre etmektir.
Kürt açılımı büyük bir aldatmaca olmuyor mu o zaman?
Bunu, demokratikleşme adı altında yapmak bir aldatmacadır tabii. PKK’nın tasfiye edilmesinin ötesinde, dağdakileri sisteme entegre edecek, Kürt siyasi hareketinin kendisini serbestçe ifade etmesine imkân verecek anayasal ve yasal düzenlemeler konusunda bir hazırlıkları ve istekleri yok gibi görünüyor.
AKP, Kürtleri AKP’lileştirme politikasını hangi söyleme dayandırıyor?
Kardeşlik vurgusunu öne çıkarıyor. El altında din birliğini, din kardeşliğini de öne çıkararak, bu kardeşlikçi söylemi geliştirmek istiyor.
Türkiye AKP iktidarında sivilleşemeyecek mi? Bu mantıkla sivilleşemez. Silahlı Kuvvetler, Türkiye’de özerk bir kurum. Parlamento karşısında bile kendisini bağımsız bir güç olarak görüyor. Adeta ikinci bir devlet gibi duruyor. Hiçbir demokraside silahlı kuvvetler parlamento karşısında kendisini bağımsız bir organ ve güç olarak göremez. Türkiye’de insanlar, bunun ne kadar vahim bir durum olduğunu hâlâ kavrayamadı.
Nasıl?
Askerler hazırladı, Başbakanlık onayladı ve yürürlüğe girdi. Bu belge, rejimin temel belirleyicilerinden birisidir. Hükümet bu belgeyi onaylayarak, ipi boynuna kendisi geçirdi. 28 Şubat’ta Başbakan Erbakan’ın Başbakanlık Kriz Yönetmeliği’ni onaylaması gibi bir durum bu da. Hükümet EMASYA protokolü gibi Milli Siyaset Belgesi’ni de kaldırabilir. Bu belge askerlerin hazırladığı ikinci bir anayasadır. Söylemiyorlar ama Meclis bile bu belgeye aykırı davranamıyor. Belgeye aykırı olan herhangi bir yasal değişiklik Meclis komisyonlarında hemen düzeltiliyor. AKP’nin gündeminde bunu kaldırmak yok.
Aktaran: Alper Gürkan Mülakatın tamamı için: http://taraf.com.tr/makale/9797.htm
Word'e Aktar |
| Yorum Yaz
Bu habere toplam 1 yorum yazılmıştır.
Vaner Alkaç
[ 01 Şubat 2010 20:16 ]
Teşekkürler bu alıntı için. Yalnız alıntıyı yapanın imzası olsaydı iyi olurdu. Sevgi İle
Vaner Alkaç
Yorumların tamamını okumak için tıklayın.
Medya Izleme |
En Çok Okunan Haberler |
|
|
|
|
|